Uykusuz geçen bir gecenin ardından, yorgun bitkin perişan
halde uyandığında, çocukluğuna geri büyümek istedi.
Orda hatırlayacagı acı anıları varmıy dı. Okuduğu, dinlediği masallar sadece
masum masallar mıydı? Çocuksu ruhuyla kendini sadece hayallerinde masal
kahramanımı zannederdi.
Roman kitaplarını tanımaz bilmezdi, işde bu benim hikayem
diyemezdi ve anılara geri dönemezdi.
İşde o yüzden bu sabah delice yılların urganlarını
takiben gerilere, çocukluğuna geri büyümek istedi.
Şimdilerde peki neden çocukluğunu hatırlayamazdı,
dinledigi bir şarkıda, okudugu bir şiirde, yada bir romanın içinde. Çocukluğunu
anımsatacak şarkılar, şiirler romanlar, hikayeler mi yoktu.
Canı çok yanmış mıydı? dayak yemiş miydi?, ölüm korkusu
hissettirecek tehditler almış mıydı?
Çocuk olduğundan canı acısada çok çabuk unuturdu acısını
herhalde, anılarda kalsın diye bilmezdi not düşmesinide.
Korkular nedir bilirmiydi, yalanları ögrenmişmiydi.
Küçücük şeylerde bile mutlu olmasını bilir miydi? hatta çamurların
arasında buldugu eski küskü lastik topu
bulub yıkayıb avuçlarına aldığında artık
onunda bir topu olduğundan çok mutlu olur muydu?
Yagmurlu havalarda çamurlarda koşar oynar ıslanır, çamur
içinde kalır ama kahkahalarla çocukça şımarır, ceza almaz hor görülmez miydi? üstü başı çamurlu olduğu
için azarlanır mıydı?.
Hatırlayamadığı çocukluğunun içindeki anılar şimdilerde
onun için sadece herhaldelerdeydi.
Ama çocukluğundan bu günlerinde hayal mayal hatırladığı
bir şeyler vardı, sadece ona ait , hiç ihtiyaç duymadığı özlemini çekmediği,
korkusuzca huzur bulduğu, onun için her daim onun yanında var olan, yumşak,
sıcacık bir omuz, kulağına niniler söyleyen sevgiyi, şevkati ruhuna akıtan bir
ses ve korkusuzca sığınabileceki kollar ANNE’Sİ.
Bu gecenin sabahında yılların yorgun düşmüş urganlarına
tutunub çocukluğuna geri büyümek istedi.
Çünki çocukluğunda masum, dünyadan bir haber saf
sevgileri tanıyacaktı.
Çocukluğunda büyümeden ergen olmayacaktı, ergen olmadan
kadın, ana olmayacaktı.
Aşkın, sevginin var olduğunu, ruhun ömrün gıdası olduğunu,
yılların merdivenlerinin son basamaklarında keşfedib, onlarsız geçirdiği
yılların, tükettiği ömrün içinde bir sabah acılardan kıvranarak uyanmıcaktı.
Geç kalınmışlıkların içinde koşar adımlarla hayatta
kaçırdıklarını yakalamak için belkide yanlış ve hataların içinde bir defa daha
kaybolmayacaktı.
O ölsede o zaman umutları yaşayacaktı, çünki umutları büyümemişti
doyumluluklara.
Nedense bu gece okuduğu bir romanın içinde kaybolmak ve satır aralarında kendini bulmak
istemişti.
Can çekiyordu, sevginin,
aşkın açlığına gebermek üzereyken duyguları, ecel ölümün fermanını
kesmişti, ölümün soğuk nefesinden titriyordu
şimdi bedeni.
Bir yudumluk, tadımlıkda olsa uzanamıyor, dokunamıyordu
karşısına ansızın çıkıb dikilen sevgi ve aşkın tenine.
Dokunsa, dokunabilse, yaşama hayata tutunacaktı, belkide
yeniden doğacaktı.
Dokunamazdı, yudumlukda olsa, hayata yaşama tekrar
tutunabileceğini bile bilede olsa yudumlayamazdı aşkın şarabından.
O gün be gün o açlıktan can çekişmelerine, ölümün soğuk
nefesine teslim etmişti ruhunu ve bedenini.
Çünki ayakları, elleri kolları, dudakları ve ruhu varlığında
yokluğunu yaşadığı namus denilen bekçinin adıyla prangalara vurulmuştu.
Belki umut vardı yinede içinde kimbilir, ölmezde sağ
kalırsam diyordu bu hayata, kimbilir bir gün bir gücün cesurluğu ile kıracağım
bu pas tutmuş prangaları diyordu ve adımı degiştireceğim işte o zaman ( CESUR
KIZ ) olarak.
Ve uykusuz geçen bir gecenin ardından, yorgun bitkin
perişan halde uyandığında çocukluğuna geri büyümek istiyordu şimdi.
Nevin Işık
( Yazının telif hakkı yazarın kendine aittir )

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder