11 Kasım 2012 Pazar

Ve uykusuz geçen bir gecenin ardından, yorgun bitkin perişan halde uyandığında çocukluğuna geri büyümek istiyordu şimdi.


Uykusuz geçen bir gecenin ardından, yorgun bitkin perişan halde uyandığında, çocukluğuna geri büyümek istedi.

Orda hatırlayacagı acı anıları varmıy dı. Okuduğu, dinlediği masallar sadece masum masallar mıydı? Çocuksu ruhuyla kendini sadece hayallerinde masal kahramanımı zannederdi.
Roman kitaplarını tanımaz bilmezdi, işde bu benim hikayem diyemezdi ve anılara geri dönemezdi.
İşde o yüzden bu sabah delice yılların urganlarını takiben gerilere, çocukluğuna geri büyümek istedi.

Şimdilerde peki neden çocukluğunu hatırlayamazdı, dinledigi bir şarkıda, okudugu bir şiirde, yada bir romanın içinde. Çocukluğunu anımsatacak şarkılar, şiirler romanlar, hikayeler mi yoktu.
Canı çok yanmış mıydı? dayak yemiş miydi?, ölüm korkusu hissettirecek tehditler almış mıydı?
Çocuk olduğundan canı acısada çok çabuk unuturdu acısını herhalde, anılarda kalsın diye bilmezdi not düşmesinide.

Korkular nedir bilirmiydi, yalanları ögrenmişmiydi.
Küçücük şeylerde bile mutlu olmasını bilir miydi? hatta çamurların arasında buldugu eski küskü lastik  topu bulub yıkayıb avuçlarına aldığında  artık onunda bir topu olduğundan çok mutlu olur muydu?
Yagmurlu havalarda çamurlarda koşar oynar ıslanır, çamur içinde kalır ama kahkahalarla çocukça şımarır, ceza almaz  hor görülmez miydi? üstü başı çamurlu olduğu için azarlanır mıydı?.
Hatırlayamadığı çocukluğunun içindeki anılar şimdilerde onun için sadece herhaldelerdeydi.

Ama çocukluğundan bu günlerinde hayal mayal hatırladığı bir şeyler vardı, sadece ona ait , hiç ihtiyaç duymadığı özlemini çekmediği, korkusuzca huzur bulduğu, onun için her daim onun yanında var olan, yumşak, sıcacık bir omuz, kulağına niniler söyleyen sevgiyi, şevkati ruhuna akıtan bir ses ve korkusuzca sığınabileceki kollar ANNE’Sİ.

Bu gecenin sabahında yılların yorgun düşmüş urganlarına tutunub çocukluğuna geri büyümek istedi.
Çünki çocukluğunda masum, dünyadan bir haber saf sevgileri tanıyacaktı.
Çocukluğunda büyümeden ergen olmayacaktı, ergen olmadan kadın, ana olmayacaktı.
Aşkın, sevginin var olduğunu, ruhun ömrün gıdası olduğunu, yılların merdivenlerinin son basamaklarında keşfedib, onlarsız geçirdiği yılların, tükettiği ömrün içinde bir sabah acılardan kıvranarak uyanmıcaktı.
Geç kalınmışlıkların içinde koşar adımlarla hayatta kaçırdıklarını yakalamak için belkide yanlış ve hataların içinde bir defa daha kaybolmayacaktı.

O ölsede o zaman umutları yaşayacaktı, çünki umutları büyümemişti doyumluluklara.

Nedense bu gece okuduğu bir romanın içinde  kaybolmak ve satır aralarında kendini bulmak istemişti.

Can çekiyordu, sevginin,  aşkın açlığına gebermek üzereyken duyguları, ecel ölümün fermanını kesmişti, ölümün soğuk nefesinden titriyordu  şimdi bedeni.
Bir yudumluk, tadımlıkda olsa uzanamıyor, dokunamıyordu karşısına ansızın çıkıb dikilen sevgi ve aşkın tenine.
Dokunsa, dokunabilse, yaşama hayata tutunacaktı, belkide yeniden doğacaktı.
Dokunamazdı, yudumlukda olsa, hayata yaşama tekrar tutunabileceğini bile bilede olsa yudumlayamazdı aşkın şarabından.

O gün be gün o açlıktan can çekişmelerine, ölümün soğuk nefesine teslim etmişti ruhunu ve bedenini.
Çünki ayakları, elleri  kolları, dudakları ve ruhu varlığında yokluğunu yaşadığı namus denilen bekçinin adıyla prangalara vurulmuştu.

Belki umut vardı yinede içinde kimbilir, ölmezde sağ kalırsam diyordu bu hayata, kimbilir bir gün bir gücün cesurluğu ile kıracağım bu pas tutmuş prangaları diyordu ve adımı degiştireceğim işte o zaman ( CESUR KIZ ) olarak.

Ve uykusuz geçen bir gecenin ardından, yorgun bitkin perişan halde uyandığında çocukluğuna geri büyümek istiyordu şimdi.
Nevin Işık
( Yazının telif hakkı yazarın kendine aittir )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder