O henüz 14
yaşındaydı ilk öğrendiği rahmetli
babaanneciğine buğulu sesiyle okuduğu ve babaannesinin severek dinlediği ve göz yaşlarını tutamadığı
bir şarkı. Bu şarkıyı bir gün gözlerinin gülecegi umudu ile söylerdi küçük kız.
‘’Ağlayan gözlerim bir gün gülecek
doktorlar derdimi nerden bilecek’’
doktorlar derdimi nerden bilecek’’
O sabah uyandığında o günün kendi için
çok kötü olacağını biliyordu ama felaketi olacağı hiç aklına gelmemişi.
Antalyaya yeni
tayin olmuştu babası. Bursadan kamyona yükledikleri eşyaları ile gelmişlerdi.
Babasının
mesai arkadaşı onlar Antalyaya gelmeden onlar için 3 odalı bir ev tutmuştu.
Tek katlı 16
binadan oluşan evler bungolov şeklinde yapılmış her evin kapısı açıldığında her
kiracının bir birlerini görebileceği şekilde bir bahçeye bakıyordu.
Eve
yerleştiklerinin birinci haftasıydı ve günlerden pazardı, küçük kız mutfağın
demir parmaklı penceresinden bahçede ve evlerinin öğnünde oturan kahkalarla şen
şakrak gülen sohbetler eden komşuları seyrediyordu.
Sağ elini sol
gögsünün üzerine koyar, göğsünde sakladığı vesikalık bir fotoğraf vardır,
gözlerini kapatır fotoğrafa dokunur gibi
elini göğsünün üzerinde gezdirir.
Bursadan
ayrılacakları günün sabahı yakın bir akrabalarına sabah kahvaltısına
davetlildirler, kahvaltıdan sonra vedalaşıp yola çıkacaklardır.
Bir buçuk sene
kaldıkları Bursada ailece sık sık görüştükleri
yakın akrabalarının 3 kızları 2 oğulları vardı. Evin büyük kızıyla ayni yaştaydılar ve çok
iyi anlaşırlardı. Kendilerinden bir yaş büyük olan delikanlı küçük kıza ta ilk
günlerden beri bir türlü itiraf etmeye cesaret edemediği gizli bir aşk
beslemiştir yüreğinde.
Ama o gün
artık küçük kız ailesiyle beraber ayrılacaktır Bursadan, delikanlı deliler gibi
perişan bir halde kızın etrafında dolaşır söylemek istediğini kızaran yüzü ile
bir türlü söyleyemez.
Delikanlı kız
kardeşini diğer odaya çağırır, bir müddet sonra kız küçük kızın yanına gelir,
‘’ben sana bir şey söyliyeceğim sakin ol ama
olurmu’’ der.
Küçük kız
merakla kızın gözlerine bakar ‘’ne oldu ki’’ der gibi ‘’abim sana aşık, seni
ilk günden beri seviyormuş ama bir türlü cesaret edip sana söyleyememiş tıpkı
şimdi söyleyemediği gibi, benden benim sana söylememi istedi’’
Küçük kızın
yüzü al al olmuştur, sanki herkez görecekmiş gibi korksada alevler fışkırır yüzünden, gözleri
ağlamaklı olur, ilk defa bu cümleleri duymuştu aşk sevgi nedir bilmiyorduki
küçük kız.
Birden
delikanlı gelmiştir karşısına yavaş adımlarla yaklaşıyordur ona, göz göze
gelirler küçük kız titriyordur nerdeyse ağlamak üzeredir başını sallar hayır,
hayır dercesine.
Kahvaltıya
oturulmuştur delikanlı küçük kızın yanına oturur, fırsat buldukça kızın
kulağına eğilir ve‘’seni seviyorum, seviyorum, ne olur gitme kal burada’’.
Küçük kızın
kalbi çılgınlar gibi çarpıyor ve birileri görecek duyacak diye korkular içindedir ‘’sus, sus lütfen’’ der
kısık bir sesle.
Vedalaşma anı
geldiğinde delikanlı küçük kızın eline vesikalık bir fotoğraf sıkıştırır hani
birde vedalaşıyorlarya kıza sarılır kulağına fısıldar ‘’sakın beni unutma bir
şekilde seni bulacağım sana ulaşacağım ve seninle evleneceğim’’ der.
Küçük kız
yavru bir kuş edasında titremektedir.
İşte gögsünün
üzerine sakladığı elleri ile okşadığı delikanlının resmidir.
İçinden şöyle
der ya bu resim annemin babamın eline geçerse of öldürürler beni yok etmeliyim
bu resmi saklayamamda bulunur sakladığım yerden, en iyisi yakayım der yoksa
benim sonum olur bu resim.
‘’Peki
kulağıma söylediği gibi beni gerçekten bulurmu?
bana ulaşır mı? Acaba neden peki daha önce söylememiş tiki, söylese ne
yapardım onuda bilmiyorum ki’’
Diğer odadan
annesinin gelen sesiyle irkilir ‘’nerdesin canı çıkasıca’’.
( Devam edecek )

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder