24 Aralık 2012 Pazartesi

O SABAH UYANDIĞINDA O GÜNÜN FELAKETİ OLACAĞI AKLINA GELMEZDİ (1)


                                                                                                                                      
O henüz 14 yaşındaydı ilk öğrendiği  rahmetli babaanneciğine buğulu sesiyle okuduğu ve babaannesinin  severek dinlediği ve göz yaşlarını tutamadığı bir şarkı. Bu şarkıyı bir gün gözlerinin gülecegi umudu ile söylerdi küçük kız.
‘’Ağlayan gözlerim bir gün gülecek
doktorlar derdimi nerden bilecek’’

O sabah uyandığında o günün kendi için çok kötü olacağını biliyordu ama felaketi olacağı hiç aklına gelmemişi.

Antalyaya yeni tayin olmuştu babası. Bursadan kamyona yükledikleri eşyaları ile gelmişlerdi.
Babasının mesai arkadaşı onlar Antalyaya gelmeden onlar için 3 odalı bir ev tutmuştu.
Tek katlı 16 binadan oluşan evler bungolov şeklinde yapılmış her evin kapısı açıldığında her kiracının bir birlerini görebileceği şekilde bir bahçeye bakıyordu.

Eve yerleştiklerinin birinci haftasıydı ve günlerden pazardı, küçük kız mutfağın demir parmaklı penceresinden bahçede ve evlerinin öğnünde oturan kahkalarla şen şakrak gülen sohbetler eden komşuları seyrediyordu.
Sağ elini sol gögsünün üzerine koyar, göğsünde sakladığı vesikalık bir fotoğraf vardır, gözlerini kapatır fotoğrafa dokunur gibi  elini göğsünün üzerinde gezdirir.

Bursadan ayrılacakları günün sabahı yakın bir akrabalarına sabah kahvaltısına davetlildirler, kahvaltıdan sonra vedalaşıp yola çıkacaklardır.
Bir buçuk sene kaldıkları Bursada ailece sık sık görüştükleri  yakın akrabalarının 3 kızları 2 oğulları vardı.  Evin büyük kızıyla ayni yaştaydılar ve çok iyi anlaşırlardı. Kendilerinden bir yaş büyük olan delikanlı küçük kıza ta ilk günlerden beri bir türlü itiraf etmeye cesaret edemediği gizli bir aşk beslemiştir yüreğinde.
Ama o gün artık küçük kız ailesiyle beraber ayrılacaktır Bursadan, delikanlı deliler gibi perişan bir halde kızın etrafında dolaşır söylemek istediğini kızaran yüzü ile bir türlü söyleyemez.
Delikanlı kız kardeşini diğer odaya çağırır, bir müddet sonra kız küçük kızın yanına gelir,

 ‘’ben sana bir şey söyliyeceğim sakin ol ama olurmu’’ der.

Küçük kız merakla kızın gözlerine bakar ‘’ne oldu ki’’ der gibi ‘’abim sana aşık, seni ilk günden beri seviyormuş ama bir türlü cesaret edip sana söyleyememiş tıpkı şimdi söyleyemediği gibi, benden benim sana söylememi istedi’’
Küçük kızın yüzü al al olmuştur, sanki herkez görecekmiş gibi  korksada alevler fışkırır yüzünden, gözleri ağlamaklı olur, ilk defa bu cümleleri duymuştu aşk sevgi nedir bilmiyorduki küçük kız.
Birden delikanlı gelmiştir karşısına yavaş adımlarla yaklaşıyordur ona, göz göze gelirler küçük kız titriyordur nerdeyse ağlamak üzeredir başını sallar hayır, hayır dercesine.

Kahvaltıya oturulmuştur delikanlı küçük kızın yanına oturur, fırsat buldukça kızın kulağına eğilir ve‘’seni seviyorum, seviyorum, ne olur gitme kal burada’’.
Küçük kızın kalbi çılgınlar gibi çarpıyor ve birileri görecek duyacak diye  korkular içindedir ‘’sus, sus lütfen’’ der kısık bir sesle.

Vedalaşma anı geldiğinde delikanlı küçük kızın eline vesikalık bir fotoğraf sıkıştırır hani birde vedalaşıyorlarya kıza sarılır kulağına fısıldar ‘’sakın beni unutma bir şekilde seni bulacağım sana ulaşacağım ve seninle evleneceğim’’ der.
Küçük kız yavru bir kuş edasında titremektedir.

İşte gögsünün üzerine sakladığı elleri ile okşadığı delikanlının resmidir.
İçinden şöyle der ya bu resim annemin babamın eline geçerse of öldürürler beni yok etmeliyim bu resmi saklayamamda bulunur sakladığım yerden, en iyisi yakayım der yoksa benim sonum olur bu resim.
‘’Peki kulağıma söylediği gibi beni gerçekten bulurmu?  bana ulaşır mı? Acaba neden peki daha önce söylememiş tiki, söylese ne yapardım onuda bilmiyorum ki’’
Diğer odadan annesinin gelen sesiyle irkilir ‘’nerdesin canı çıkasıca’’.
( Devam edecek )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder