SABAHA
UYUMADAN KAVUŞMALIYDI
(2)
Babası memur
olduğu için sabah saat 6 da kalkar duşunu alır annesinin hazırladığı kahvaltı
masasına otururdu.
Kahvaltıdan
sonra takım elbisesini fotelini özenle
fırçalar, ayakkabılarını siler giyinir 8’30 da evden çıkardı.
O gece annesi
küçük kıza ‘’yarın sabah sen erkenden kalkıp babanın kahvaltısını
hazırlayacaksın, öğren artık kocaya gidesilik yaşa geldin hala hayvan gibi
öğlene kadar uyuyorsun miskin seni aksi taktirde ummadık cezayı alacaksın’’
der.
Bilirdi küçük
kız annesinin kendine nasıl bir şiddet uyguladığını, oklavayla bulursa odunla
döverdi, üstünü başını paramparça ederdi, birde akşama baban gelince gözlerin
şiş olmayacak hiç bir şey olmamış gibi olacaksın derdi.
‘’Ah öz annesi
olsaydı büylemi yapardı’
Günün yediği
dayaklarından bitkin düşen bedeniyle istemesede elinde olmadan öğleye doğru
ancak uyanırdı.
Evet bu gece
uyumamalıydı, sabahın erken saatini kaçırmamalıydı aksi taktirde şiddetin
seçimini o yapamayacaktı.
Sabah
babasının ‘’akşama bir şey lazımmı’’ sesiyle uyanır küçük kız.
‘’Eyvah, eyvah
uyuya kalmışım Allahım ben ne yapacağım şimdi, annem beni öldürmesse iyi,
bittim bittim ben’’
Yorganı başına
çeker, nefes bile almıyordur yorganının altında, ölümlerden ölüm beğen sen
şimdi kızım der.
Annesi
babasını yolcu etmiştir ve hınçla küçük kızın odasına girer, kızın üzerinden
hınçla yorganı çeker saçlarından tutar kaldırır.
‘’Ben sana ne dedim
ha, ne dedim sabah erken kalkıp babanın kahvaltısını hazırlayacaksın demedimmi
ha demedimmi söyle, söyle’’
‘’Anne lütfen
özür dilerim bağışla beni uyuya kalmışım, anne ne olur yapma, bu defa affet’’.
Annesinin gözü
dönmüştür küçük kızı yerden yere vurmaktadır.
Evlerinin
bahçesinde kanalizasyon ustaları vardır tam sokak kapılarının ön tarafında ve
ev sahiplerinin yetişkin delikanlı oğulları.
Gözü dönmüş
anne küçük kızın üzerindekileri paramparça ederek çırıl çıplak soymuştur ve
ardından sokak kapısını açıp kızı bahçenin ortasına fırlatır.
Canının acısı
bir taraftan çırıl çıplak ustaların gözleri öğnüne düşmüş olması bir taraftan
şoklardadır, hemen yere çömelir ellerini gögüslerine kapatır.
Hayır
ağlamıyor, ağlamıyordur, ağlıyamıyordur.
Ev sahibinin
delikanlı oğlu ve ustalar hep bir ağızdan ‘’Allah senin belanı versin kadın’’
diye feryat ederler ve çırıl çıplak olan küçük kıza sırtlarını dönerler.
Ev sahibinin
delikanlı oğlu elinde bir ceketle arka arka küçük kıza yaklaşır ve ceketi küçük
kızın üzerine atar, al bacım giyin ört
üzerini der.
‘’Ölmeden
ölmek bu olsa gerek, ruhunun buz gibi olduğunu hisseder işte bu benim sonum,
felaketim der küçük kız’’.
( Devam edecek )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder