24 Aralık 2012 Pazartesi

O SABAH UYANDIĞINDA O GÜNÜN FELAKETİ OLACAĞI AKLINA GELMEZDİ ( 2 )


SABAHA UYUMADAN  KAVUŞMALIYDI                                                                                                             (2)

Babası memur olduğu için sabah saat 6 da kalkar duşunu alır annesinin hazırladığı kahvaltı masasına otururdu.
Kahvaltıdan sonra takım elbisesini  fotelini özenle fırçalar, ayakkabılarını siler giyinir 8’30 da evden çıkardı.
O gece annesi küçük kıza ‘’yarın sabah sen erkenden kalkıp babanın kahvaltısını hazırlayacaksın, öğren artık kocaya gidesilik yaşa geldin hala hayvan gibi öğlene kadar uyuyorsun miskin seni aksi taktirde ummadık cezayı alacaksın’’ der.
Bilirdi küçük kız annesinin kendine nasıl bir şiddet uyguladığını, oklavayla bulursa odunla döverdi, üstünü başını paramparça ederdi, birde akşama baban gelince gözlerin şiş olmayacak hiç bir şey olmamış gibi olacaksın derdi.
‘’Ah öz annesi olsaydı büylemi yapardı’
Günün yediği dayaklarından bitkin düşen bedeniyle istemesede elinde olmadan öğleye doğru ancak uyanırdı.
Evet bu gece uyumamalıydı, sabahın erken saatini kaçırmamalıydı aksi taktirde şiddetin seçimini o yapamayacaktı.

Sabah babasının ‘’akşama bir şey lazımmı’’ sesiyle uyanır küçük kız.
‘’Eyvah, eyvah uyuya kalmışım Allahım ben ne yapacağım şimdi, annem beni öldürmesse iyi, bittim bittim ben’’
Yorganı başına çeker, nefes bile almıyordur yorganının altında, ölümlerden ölüm beğen sen şimdi kızım der.
Annesi babasını yolcu etmiştir ve hınçla küçük kızın odasına girer, kızın üzerinden hınçla yorganı çeker saçlarından tutar kaldırır.
‘’Ben sana ne dedim ha, ne dedim sabah erken kalkıp babanın kahvaltısını hazırlayacaksın demedimmi ha demedimmi söyle, söyle’’

‘’Anne lütfen özür dilerim bağışla beni uyuya kalmışım, anne ne olur yapma, bu defa affet’’.  

Annesinin gözü dönmüştür küçük kızı yerden yere vurmaktadır.

Evlerinin bahçesinde kanalizasyon ustaları vardır tam sokak kapılarının ön tarafında ve ev sahiplerinin yetişkin delikanlı oğulları.
Gözü dönmüş anne küçük kızın üzerindekileri paramparça ederek çırıl çıplak soymuştur ve ardından sokak kapısını açıp kızı bahçenin ortasına fırlatır.
Canının acısı bir taraftan çırıl çıplak ustaların gözleri öğnüne düşmüş olması bir taraftan şoklardadır, hemen yere çömelir ellerini gögüslerine kapatır.
Hayır ağlamıyor, ağlamıyordur, ağlıyamıyordur.
Ev sahibinin delikanlı oğlu ve ustalar hep bir ağızdan ‘’Allah senin belanı versin kadın’’ diye feryat ederler ve çırıl çıplak olan küçük kıza sırtlarını dönerler.
Ev sahibinin delikanlı oğlu elinde bir ceketle arka arka küçük kıza yaklaşır ve ceketi küçük kızın üzerine atar,  al bacım giyin ört üzerini der.

‘’Ölmeden ölmek bu olsa gerek, ruhunun buz gibi olduğunu hisseder işte bu benim sonum, felaketim der küçük kız’’.    
( Devam edecek )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder